Language Switcher

Paul Celan’ın Şiiri Üzerine Açıklamalar

​Giriş

​Bu makale, Romanyalı Paul Celan’ın (1920–1970) şiirini, onun yapıtına daha önce hiç girmemiş okuyuculara tanıtmayı amaçlamaktadır. Celan, Bükovine bölgesinden (o dönemde Romanya’ya bağlı, bugün Ukrayna sınırları içinde kalan) Almanca yazan bir Yahudi şairdir. Makale, onun külliyatına genel bir bakış sunmakta ve başlıca temeler ile gelişim çizgileri üzerine eleştirel bir giriş niteliği taşımaktadır.

​Biyografi ve Arka Plan

​Paul Celan, yirminci yüzyılın en önemli şairleri arasında gösterilmektedir. Almanca şiir geleneği içinde çoğunlukla Friedrich Hölderlin ile birlikte anılır.

​Celan, bugünkü Ukrayna’nın Çernivtsi kentinde (o dönemde Romanya’ya bağlıydı; Romanca’da Cernăuți, Almanca’da Czernowitz olarak bilinir) bir Yahudi ailede doğdu. Bu çok dilli ve çok kültürlü ortam, onun şiir dilinin gelişiminde belirleyici bir arka plan oluşturdu.

​İkinci Dünya Savaşı sırasında anne ve babası toplama kamplarına sürgün edildi ve hayatlarını kaybetti (babası hastalıktan öldü, annesi kurşuna dizildi); Celan’ın kendisi ise bir çalışma kampına gönderildi. Bu deneyim, şiirinin temelini biçimlendiren belirleyici bir olay olarak yaşamında yer etti.

​Savaşın ardından Bükreş ve Viyana’da bir süre yaşayan Celan, sonunda Paris’e yerleşerek Almanca yazmayı sürdürdü. “Faillerin dili” olarak da nitelendirilebilecek bu dilde yazmakta ısrar etmesi, yapıtının merkezindeki etik gerilimi oluşturur.

​Üslup Gelişimi

​Erken Dönem (1940’ların Sonu–1950’ler)

​Sürrealizm’in güçlü etkisi altındaki bu dönemde şiirler görece imge bakımından zengindir. Öte yandan dil kırılması ve dağılma duygusu bu dönemde de belirgin biçimde hissedilmektedir.

​Orta Dönem (1950’lerin Sonu–1960’ların Başı)

​Sembolist yoğunlaşma süreci derinleşir; dil daha sıkı örülmüş ve çok anlamlı bir yapıya kavuşur. Şiirler giderek daha güç yorumlanır hale gelir.

​Geç Dönem (1960’ların Sonu–1970)

​Şiirler son derece kısa parçalara dönüşür ve şiirsel biçim çözülmeye yüz tutar. Yeni sözcükler, teknik terminoloji ve mistik ögeler —özellikle Yahudi mistisizmine ait motifler— daha belirgin bir yer kaplar; şiirler “şifreli kodlar”ın sınırına yaklaşır.

​Almanca Şiir Kitapları

​Tek Ciltler

​Paul Celan’ın yaşadığı dönemde ve ölümünden sonra yayımlanan başlıca Almanca şiir kitapları şunlardır:

  • ​”Der Sand aus den Urnen” (Urnelerden Kum) (1948; yayımlanmasının ardından geri çekildi)
  • ​”Mohn und Gedächtnis” (Gelincik ve Bellek) (1952)
  • ​”Von Schwelle zu Schwelle” (Eşikten Eşiğe) (1955)
  • ​”Sprachgitter” (Dil Kafesi) (1959)
  • ​”Die Niemandsrose” (Hiçkimse’nin Gülü) (1963)
  • ​”Atemwende” (Nefes Dönüşü) (1967)
  • ​”Fadensonnen” (İplik Güneşler) (1968)
  • ​”Lichtzwang” (Işık Zorlaması) (1970)
  • ​”Schneepart” (Kar Parçası) (ölümünden sonra, 1971)
  • ​”Zeitgehöft” (Zaman Çiftliği) (ölümünden sonra, 1976)

​Toplu Şiirler

​Barbara Wiedemann’ın derlediği ve Suhrkamp Verlag tarafından 2018 yılında yayımlanan “Die Gedichte. Neue kommentierte Gesamtausgabe” (Şiirler: Yeni Açıklamalı Tam Basım), Celan şiirinin en güvenilir ve kapsamlı açıklamalı baskısıdır. Yalnızca yaşadığı dönemde yayımlanan derlemeleri değil, ölümünden sonra yayımlanan şiirleri ve daha önce basılmamış metinleri de kapsamaktadır. Her şiire ayrıntılı açıklamalar eşlik etmekte olup bu özelliği, geniş bir bağlam bilgisi gerektiren Celan şiirinin yorumlanmasında onu paha biçilmez bir başvuru kaynağı haline getirmektedir.

Çeviriler

​Celan’ın şiiri İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Rusça, Lehçe, Danca, İsveççe, Norveççe, Japonca ve Korece başta olmak üzere pek çok büyük dile çevrilmiş; her dildeki baskılar külliyatının neredeyse tamamını kapsamaktadır.

​Celan şiiri, son derece dile bağımlı bir yapı sergiler: Yeni sözcükler, etimolojik nüanslar ve ses etkileri anlamın ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bu nedenle her dilde çeviri özsel olarak güçtür ve yorumlar çeviriden çeviriye büyük farklılıklar gösterebilmektedir.

​Türkçe Çeviriler

​En kapsamlı ve akademik açıdan en güvenilir iki Türkçe çeviri projesi şunlardır.

​Gertrude Durusoy ve Ahmet Necdet’in Ortak Çevirileri

​1983 yılından itibaren Celan’ın önemli şiir kitaplarının eksiksiz çevirileri Adam Yayınları tarafından yayımlanmaya başladı. Bu projenin ilk adımı olan ve Celan’ın bağımsız bir şiir kitabı olarak Türkçede yayımlanan ilk eser niteliğindeki “Bademlerden Say Beni” (Mohn und Gedächtnis) ile ardından çıkan “Hiçkimse’nin Gülü” (Die Niemandsrose), karşılaştırmalı edebiyatçı Gertrude Durusoy ve şair Ahmet Necdet’in ortak çalışmasıyla Türkçeye kazandırılmıştır.

​Ahmet Cemal’in Çevirileri

​Celan’ın hem erken dönem hem de geç dönem eserlerinden seçilen en önemli şiirleri ve “Engführung” (Stretto / Daralma) gibi başyapıtları içeren “Ellerin Zamanlarla Dolu” adlı kapsamlı derleme, 1995 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Önde gelen Alman edebiyatı çevirmeni ve düşünür Ahmet Cemal tarafından yapılan bu çeviri ve akademik yorumlar, Celan’ın dil parçalanmasını yansıtan en yetkin kaynak olarak kabul edilmektedir.

​Dijital Metinler

​Paul Celan’ın yapıtları henüz telif hakkı kapsamında olmakla birlikte, Almanca şiirlerinin bir bölümüne yetkili platformlar ve arşivler aracılığıyla çevrimiçi olarak erişilebilmektedir. Aşağıdaki siteler seçili metinler and ilgili materyaller sunmaktadır:

  • Projekt Gutenberg
    • ​Klasik yapıtları bir araya getiren bir web sitesi
  • Zeno.org
    • ​Almanca edebiyat ve felsefi metinleri kapsayan dijital kütüphane
  • ​Lyrikline
    • ​Kullanıcıların ses kayıtlarını dinlerken şiirleri okuyabildiği bir platform; Celan’ın kendi sesinden yaptığı okumalarla birlikte şiir metinlerini içermektedir

​Erken Dönem Başyapıtı: “Todesfuge” (Ölüm Fügü)

​Paul Celan’ın en tanınmış şiiri olan “Todesfuge” (Ölüm Fügü), yaklaşık 1944–1945 yıllarında kaleme alınmış, sonradan gözden geçirilmiş ve “Mohn und Gedächtnis” (1952) derlemesine dahil edilmiştir.

​”Todesfuge”, Nazi Soykırımı’nı (Holocaust) ana tema olarak ele alır ve adından da anlaşılacağı üzere, füg tekniğinin tekrar yapısını esas alan müzikal bir kurguya dayanır.

​Tekrar eden “sabahın kara sütü” (Schwarze Milch der Frühe) dizesi, toplama kamplarındaki umutsuzluk ve ölümün gündelik gerçekliğinin bir dışavurumu olarak yorumlanabilir.

​Şiirde Alman kültürünü simgeleyen altın saçlı Margarete ile Yahudi kurbanları temsil eden kül saçlı Sulamith arasında bir karşıtlık kurulmaktadır.

​”der Tod ist ein Meister aus Deutschland” (“ölüm Almanya’dan gelen bir ustadır”) dizesi, Nazizm döneminde toplu katliamın teknik ustalığını, özellikle Auschwitz gibi toplama kamplarındaki endüstrileşmiş ölüm sistemini dile getiriyor biçiminde yorumlanabilir.

​Paul Celan’ın “Todesfuge” şiirinin Almanca aslı:

Todesfuge (Paul Celan)

Orta Dönemin Doruk Noktası: “Engführung” (Stretto / Daralma)

​Paul Celan’ın “Engführung” (Stretto / Daralma) şiiri, orta döneminin merkezi başarılarından biri olup 1959 yılında yayımlanan “Sprachgitter” (Dil Kafesi) derlemesine dahil edilmiştir. Şiir; hem kişisel hem de tarihsel bir travma olarak Holocaust’u ve annesinin ölümünü arka plan alarak, son derece yoğunlaştırılmış bir şiir diliyle kurulmaktadır.

​”Engführung” başlığı, bir fügteki stretto tekniğine gönderme yapar: Bu teknikte tema tamamlanmadan kendisiyle çakışarak yoğunluk ve gerilimi artırır. Şiirde geçmişin anıları ile şimdinin dili, benzer bir sıkışma yapısıyla üst üste katmanlanmakta; okuyucudan acil ve dikkatli bir okuma edimi talep etmektedir.

​Şiir, belirli bir “yere” dönüşün çarpıcı bir anlatımıyla açılır:

VERBRACHT​ ins / Gelände / mit der untrüglichen Spur:
​(GÖTÜRÜLMÜŞ o / araziye / o şaşmaz iziyle:)

​Burada “arazi” (Gelände), belirli coğrafi bir yeri değil, toplama kamplarıyla simgelenen tarihsel travmanın mekânını işaret eder. Celan, özel adlardan kaçınarak bu yeri evrenselleştirilmiş bir yitim ve bellek uzamına dönüştürür.

​Şiir boyunca dil köklü biçimde parçalanır ve sessizliğin eşiğine sürülür. Örneğin:

​Gras, auseinandergeschrieben.
​(Otlar, birbirinden ayrı yazılmış.)

​Bu dizede, doğayı ve yaşamı simgeleyen “otlar” bile dilin kendisi tarafından parçalanır. Anlam sürekliliği kesintiye uğrar; bu durum, Celan’ın Holocaust sonrasında geleneksel lirik dilin artık bütünlüğünü koruyamayacağına, kırılma sürecinden geçmek zorunda olduğuna dair düşüncesini yansıtmaktadır.

​Şiirin ilerleyen bölümlerinde kül ve gece gibi imgeler son derece yalın bir biçimde belirir:

​Asche. / Asche, Asche. / Nacht.
(Kül. / Kül, Kül. / Gece.)

​Asgari düzeye indirgenmiş bu sözcükler, ayrıntılı bir temsili reddederek tarihsel şiddetin izlerini yoğunlaştırır.

​”Engführung”, bu anlamda anlamı aktaran bir araçtan çok, paramparça olmuş bir dilin izlerinin kazındığı bir mekân olarak işlev görür. Şiir, alışılmış anlamda bir kavrayış sunmak yerine okuyucuyu sözcükleriyle birlikte o “mekânı” kat etmeye zorlar; kapanmaya direnen, süregelen bir bellek sürecini açık bırakır.

​Paul Celan’ın “Engführung” şiirinin Almanca aslı:

Engführung (Paul Celan)

​Yeni Sözcüklerin Çok Anlamlılığı

​Paul Celan, Almanca’nın sözcük türetme kapasitesini sınırlarına dek zorlar. Birleşik sözcükleri ve yeni türetmeleri çoğu zaman aynı anda birden fazla anlam katmanı taşır.

​Bunun çarpıcı bir örneği, “Lichtzwang” (Işık Zorlaması) adlı derlemenin başlığıdır. Bu başlık, Sigmund Freud’un öne sürdüğü ve bilinçdışı tekrarlama zorlantısını tanımlayan “Wiederholungszwang” (tekrar zorlantısı) psikanalitik terimiyle bağlantı kuran bir yeni türetme olarak yorumlanabilir. Başlık, “Licht” (ışık ya da aydınlanma) ile “Zwang” (zorlantı ya da şiddet) kavramlarını bir araya getirir.

​”Niemand” (Hiçkimse) Kavramı

​Paul Celan’ın şiirinde “Niemand” (Hiçkimse), başta “Die Niemandsrose” (1963) ve “Psalm” şiirinde olmak üzere şiir anlayışının merkezinde yer alan bir kavramdır. Bu terim yalnızca olumsuzlamayı ya da yokluğu değil, gerilim içinde tutulan çok sayıda anlam katmanını barındırır.

​Her şeyden önce “Hiçkimse,” yokluğa çekilmiş bir Tanrı’ya yapılan sesleniş olarak belirir. “Psalm” şiirindeki “Övgüler olsun sana, ey Hiçkimse” (Gelobt seist du, Niemand) dizesi, Holocaust’un ardından geleneksel teolojik kesinliklerin çöküşünden sonra gerçekleştirilen paradoksal bir dua edimini oluşturur.

​Öte yandan bu kavram, adları ellerinden alınarak tarihten silinen Holocaust kurbanlarını da simgeler. “Hiçkimse”ye indirgenenler, belleğin dışında kalır. Celan’ın şiiri, yitip gitmiş seslerin izlerini geri kazanmak amacıyla bu figürlere seslenmeye çalışır.

​Son olarak “Hiçkimse,” salt yokluk değil, “hiçlik” (Nichts) ile poetik yaratımın zemini olarak bağlantılıdır. Olumsuzlamanın en uç noktasında yeni bir dilin olanağı belirmeye başlar.

​Bu bağlamda Celan’da “Hiçkimse,” yalnızca yokluğu değil, şiirin sessizlik içinde ötekiyle karşılaşma arayışında bulunduğu uç dilsel uzamı da işaret eder.

​Mistik Ögeler

​Geç dönem şiirleri Yahudi mistisizmine (Kabbala) ait ögeleri —özellikle Ad, sessizlik ve gizli Tanrı motiflerini— bünyesine katar. Bunlar yalnızca dinî temalar değil; Holocaust’un gölgesinde ilahi yokluğun sorunu ve dilin sınırlarıyla da derinden bağlantılıdır.

​Kabbalistik düşüncede ilahi Ad gizlidir ve tam anlamıyla telaffuz edilemez. Benzer biçimde Celan’ın şiirinde sözcükler sıklıkla söyleyişin eşiğinde kesilir ve sessizliğe yaklaşır. Dil içindeki bu gerilim, söylenmez olanı bir dokunuşla yakalamaya yönelik bir çaba olarak anlaşılabilir.

Alımlama ve Etki

​Paul Celan, Holocaust’un ardından şiirin mümkün olup olmadığı sorusunu ısrarla sorgulayan bir şair olarak savaş sonrası edebiyatının merkezinde yer alır. Yapıtı, çoğunlukla Theodor W. Adorno’nun “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır” sözüne bir yanıt olarak okunur. Celan’ın şiiri, bu imkânsızlık koşulunu tam olarak göz önünde bulundurarak dil aracılığıyla ötekine ulaşma girişimi şeklinde kavranabilir.

​Celan’ın etkisi en doğrudan biçimde şiir alanında görülür; Ingeborg Bachmann ve Yves Bonnefoy gibi çağdaşları üzerinde olduğu kadar sonraki kuşak şairler üzerinde de derin izler bırakmıştır.

​Etkisi felsefe ve eleştirel düşünce alanına da uzanır. Örneğin Jacques Derrida, Celan’ın yapıtıyla defalarca yüzleşmiş ve onu dil, ötekililik ve çeviri üzerine düşüncelerinde başvurduğu temel bir referans noktasına dönüştürmüştür. Hans-Georg Gadamer ise Celan’a hermenötik açıdan yaklaşmış ve şiirinin güçlüğünü diyalogsal anlama sorunu olarak yorumlamıştır.

​Bu bağlamda Celan, hem modern edebiyatta hem de düşüncede —özellikle dilin sınırları ve olanakları üzerine tartışmalarda— vazgeçilmez bir referans noktası haline gelmiştir.

​Heidegger ile İlişki

​Paul Celan için filozof Martin Heidegger, hem derin entelektüel bir yakınlığı hem de ağır etik bir gerilimi bünyesinde barındıran muğlak bir figürdü. Celan, 1950’lerin başından itibaren Heidegger’in “Varlık ve Zaman”, “Metafizik Nedir?” ve “Patika Yolları” gibi eserlerini büyük bir yoğunlukla okudu ve onun dili ile düşünme biçiminden önemli ölçüde etkilendi. Heideggerci sözcük dağarcığı ve kaygılar, dönüşüme uğramış olsalar da, Celan’ın Bremen Ödülü Konuşması’nda (1958) ve “Meridyen” başlıklı dersinde (1960) görülebilir.

​Öte yandan Heidegger’in Nazizmle olan ilişkisi konusunda açık bir özür ya da hesaplaşma sunmaktan kaçınması, Holocaust’tan sağ kurtulan bir Yahudi olan Celan için ağır bir etik sorun olmayı sürdürdü.

​Temmuz 1967’de Celan, Freiburg Üniversitesi’nde bir okuma yaptı ve ertesi gün Kara Orman’daki Todtnauberg’de Heidegger’in dağ kulübesini ziyaret etti. Bu karşılaşma, diyalog ve uzlaşma olanağıyla yüklü bir an olarak sık sık değerlendirilmiştir; ancak Heidegger kendi geçmişine ilişkin belirleyici bir şey söylemedi ve Celan’ın hayal kırıklığına uğradığı aktarılmaktadır.

​Bu ziyaretin hemen ardından kaleme alınan “Todtnauberg” şiiri, umut ile sessizliğin, beklenti ile hayal kırıklığının karşılıklı oyununu sahneye koyar ve onların ilişkisini inceleyen araştırmacılar için merkezi bir metin haline gelmiştir. Celan ile Heidegger arasındaki karşılaşma, şiir ile felsefenin yirminci yüzyılın tarihsel travmasının gölgesindeki gergin yüzleşmesini somutlaştıran “çözümsüz bir diyalog” olarak yorumlanmaya devam etmektedir.

​Yazarın Kendi Sesinden Okumalar

​Paul Celan, 1954–1968 yılları arasında Alman radyo istasyonlarında yayımlanan kendi yapıtlarından okumalar kaydetti. Bu kayıtlar daha sonra çeşitli biçimlerde yayımlandı: “Gedichte und Prosa” (Şiirler ve Düzyazı, 1975) başlıklı iki LP’lik set, “Ich Hörte Sagen” (Duydum ki Derler) adını taşıyan iki kasetlik set (1997), mini CD’li sesli kitap baskısı “Ich Hörte Sagen” (2001) ve iki CD’lik set “Ich Hörte Sagen” (2004).

​2020 yılında ise daha önce yayımlanmamış kayıtları da içeren kapsamlı iki CD’lik “Todesfuge: Gedichte und Prosa 1952–1967” (Ölüm Fügü: Şiirler ve Düzyazı 1952–1967) albümü yeni bir baskıyla piyasaya çıktı.

​Şiirin Özü: “Şişedeki Mektup”

​Paul Celan, şiiri bir “Şişedeki Mektup” (Flaschenpost) olarak nitelendirdi; bu tanımlamayı 1958 Bremen Edebiyat Ödülü kabul konuşmasında dile getirdi. Şiiri, belirli bir alıcıya değil, geleceğin bilinmez bir “birisine” hitap eden, denize bırakılmış bir mesaj olarak tasarladı.

​Bu metafor, şiirin sabit bir muhatap varsaymadığını vurgular. Bununla birlikte şiir salt bir iç konuşma da değildir: Ötekine ulaşma olanağını bırakmayan bir dil edimi olma niteliğini korur. Celan için şiir, kopuşun tarihi içinde ve yıkım izlerini taşıyan bir dilde bile ötekine ulaşma girişimidir.

​Celan ayrıca şiirin “yolda” olan bir şey olduğunu, bir karşılaşmayı beklerken zaman içinde var olduğunu ileri sürdü. Denize bırakılan bir şişe gibi sürüklenir; bir gün bir yerde, birinin onu bulabileceği olasılığına emanet edilir.

​Okuma Güçlüğü ve Olanağı

​Celan’ın şiiri, dünyanın dağılmasından ve yitiminden yola çıkar; dili sınırlarında yeniden kurmaya çalışır. Anlaşılmaya direnir ve yine de ötekine ulaşmak için çabalar; bu, dilin uç bir biçimidir.

​Yoruma direniş içindeki bu şiirler, yorumlama eyleminin kendisini de sorgulamaya açar. Dipnotlu açıklamalar zaman zaman bir “kriptografik çözümleme” girişimine dönüşür; ama bu imkânsızlığın ta kendisi yapıtın özünü oluşturur.

​Yine de bu şiirler, bilinmez okuyuculara hitap eden birer “Şişedeki Mektup” olarak denize bırakılmaya devam eder.

Amazon.com.tr’de “Paul Celan” ara